|
SEMİNER:
Kadına
Uygulanan Şiddetin Etkileri
İçinde yaşadığımız toplumsal yapı ataerkil
sistemden kaynaklı olarak şiddeti içinde barındırdığı
gibi şiddete en fazla maruz kalan ise biz kadınlarız. Kadın
olarak bir yandan ataerkil sistemden kaynaklı toplum ve devlet tarafından
şiddete maruz kalırken, diğer yandan ise aile içinde babadan,
erkek kardeşten, eşten ve
hatta çocuğumuzdan ve tanıdıklarımızdan şiddet görebilmekteyiz.
Bu durum ataerkil sistem tarafından beyinlerimize kazılan bir tabu
olduğu için yaşadığımız bu şiddeti dile
getirmekten çekinerek, bir kader olarak algılıyarak çoğunlukta
sessiz kalmaktayız. Kendimizi
çözüm gücü olarak görmediğimiz gibi, var olan kuruluşları
tanıyamıyoruz ve onların bize sunabilecekleri yardım
imkanlarından yararlanamıyoruz. Bu durum bizim daha ağır
ruhsal travmalar geçirmemize yol açabiliyor.
Ataerkil sistem tarafından bize dayatılan kadere rağmen biz kadınlar
olarak güçlü bir çözüm potansiyelini içimizde taşıdığımızı
biliyoruz. Bu nedenle içimizde gizli kalmış bir güç olduğundan
dolayı kendi çözümümüzüde yaratabileceğimize inanıyoruz.
Dünya Özgür Kadınlar
Vakfı olarak Şiddetin nerden, nasıl geliştiği, etkileri
ve çözüm yolları konularında kadınların bilinçlenmesini
ve aydınlanabilmesini sağlamak amacıyla
bir bilgilendirme semineri düzenliyoruz.
Kadına yönelik çalışma yapan kurumların, derneklerin ve
Vakıfların ve ilgi duyan
tüm kadınları seminere katılmaya davet ediyoruz.
Dünya Özgür Kadınlar Vakfı
Seminer
Konuları :
-
Devlet,
toplum ve Aile içinde Kadına
yönelik geliştirilen şiddet ve
bunun kadın üzerindeki
etkileri.
-
Kadına
yönelik geliştirilen şiddete ilişkin varolan kurumların
sundukları yardımlar ve tedavi
olanakları ile ilgili bilgilendirme.
Konuşmacılar : Pisikiyatri Işık
İşcanlı (Bavo RNO ), Psikiyatri Serpil Doğan Tarih: 2 Şubat 2003 (Pazar günü)
Saat:
13.00- 16.30
Yer:
Dünya Özgür Kadınlar Vakfı
Internationale
Vrije Vrouwen Stichting
Wibautstraat 3; 1091 GH Amsterdam
Tel.: 020 - 596 20 15 · Fax: 020 - 596 74 11
Kadına
Uygulanan Şiddetin Etkileri Konulu seminer'den
Notlar:
Dünya
Özgür Kadınlar Vakfı olarak ataerkil sistem tarafından kadına
dayatılan Şiddet kültürünün kadının fiziki ve psikolojik
yapısında yarattığı zararların yanı sıra,
kadının toplumla ilişkilerinde yaşadığı
zorlanmaların ele alındığı bir seminer 2 Şubat
2003 tarihinde Kurumumuzun merkez bürosunda gerçekleştirildi. Seminerin
diğer bir amacı ise, şiddetin kökeni, etkileri ve ortaya çıkardığı
sorunların çözüm yolları üzerine tartışmaların yürütülmesi
olmuştur. Yine şiddete maruz kalan kadınların Hollandada
başvuracakları kurum ve kuruluşlar konusunda bilgilendirmenin de
yapılması, bu konularda çalışma yapan kurumlar hakkında,
özellikle Hollandadaki mülteci kadınların aydınlatılması,
bilinçlendirilmesi amaçlandı.
Seminer
konuları iki başlık halinde belirlendi:
1.
Devlet, toplum ve aile içinde kadına yönelik geliştirilen
şiddet ve bunun kadın üzerindeki etkileri.
2.
Kadına yönelik geliştirilen şiddete ilişkin varolan
kurumların sundukları yardımlar ve tedavi olanakları.
Seminerde
şu noktalar ortaya konuldu:
Fiziksel
şiddet ile ruhsal şiddet arasında farklar bulunmaktadır.
Bundan dolayı genelde bu iki şiddetin ortaya çıkardığı
sorunların tedavileri de farklı olmaktadır. Hollandada bu
konudaki tedavi yolları daha çok halka inmiş bulunmakta ve diğer
AB ülkelerine göre gelişkin bir düzey ve tedavi imkanları
bulunmaktadır. Bu konuda Hollandada mülteci, işçi ve özellikle
3. kuşağın yaşadığı sorunlar da
birbirlerinden farklı olmaktadır.
Şiddete
maruz kalan kişilerde ortaya çıkan travma (ruhsal çöküntü) önemli
bir sorun olmaktadır. Bu konuda travma geçiren kişiler tedavi olmadıklarında
normal yaşam fonksiyonlarını yerine getirememektedirler. Bunun
yanında farklı rahatsızlıkları da yaşayabilirler
(fiziki ve ruhsal). Yine travma geçiren insanların bu durumlarını
saklamaları depresyona girmeyi doğurabiliyor. Bu durumu, özellikle ülkelerini
zorunlu bir temelde terk eden, mülteci olarak bulundukları ülkede
kendilerini izole eden kişilerde görmek mümkün olmaktadır. Türkiye
gibi ülkelerden gelen insanlar bu konuda kolay kolay tedavi olmak
istememektedirler. Bunun çeşitli nedenleri bulunmaktadır: Örneğin
toplumsal yapıda psikologa gidenler deli olarak görüldüğünden
kişi bunu hemen kabul etmemektedir. Yine genelde kadınlar gördükleri
işkenceleri, şiddet boyutlarını anlatmazken, bu durum
erkeklerde de yoğun yaşanmaktadır. Bir diğer ilginç nokta
ise şiddete maruz kalan insanların tedavisini ve sorunlarının
çözümünü takip eden kurumlara başvurularda da erkeğin başvuruları
kadın başvurularından daha az olmaktadır. Bunun çeşitli
nedenleri olmakla birlikte feodal yapıya sahip toplum yapısından
gelenlerde (düzeyi ne olursa olsun) toplumun erkek kimliğine yüklediği
çerçeve doğrultusunda kolay kolay yaşadığı durumu
anlatmama ortaya çıkmaktadır. Örneğin bir şiddet ve işkence
yöntemi olan tecavüz konusunda kadınlar yaşadıklarını
kolay dile getiremezken, erkekler de buna maruz kalsalar bile dile
getirmemektedirler ve sanki buna sadece kadınlar maruz kalmaktadır
gibi bir anlayış taşınmaktadır. Bu noktada bir tabu
bulunmaktadır. Bu kişilerin tedavileri de bu anlamda oldukça zorlu
olmakta ve sonuç alıcılıkta zayıflık yaşanmaktadır.
Aynı
şiddete maruz kalan insanlarda ruhi olarak aynı sorunlar ortaya çıkmayabilir.
Bu noktada kişinin geçmiş yaşamının önemi büyüktür.
Şiddete maruz kalma temelinde şekillenen bir büyüme söz konusuysa
kişinin zarar görme durumu daha derin olmaktadır. Tersi bir durum
varsa kişi şiddetin ortaya çıkardığı travmadan çabuk
kurtulup tedavisini olabilir.
Şiddet
ve kişilikte yarattığı sorunlar konusunda araştırmalar
birçok ülkede devam etmektedir. Böylesi bir durumda olan insanlara toplumsal
ve ailesel desteğin verilmesi çok önemlidir. Bunun yanında yaşanan
travmanın kronikleşmemesi ve kısa sürmesi için destek kurumlarından
yardım istemek önemlidir. Travmada olan bir insana güvenli bir
ortam-mekan oluşturmak gerekmektedir. Bunun yanında kadının
kendi ruhunu, bedenini tanıması, vücudunun travmaya açık olan,
hassas olan bölgelerini öğrenmesi çok önemlidir. Kadının
bunun için kendisine uygun tedavi yöntemlerini öğrenmesi gerekiyor.
Şiddetin
ortaya çıkardığı travmatik sendrom etkileri şunlar
olmaktadır:
-
Uykusuzluk.
Kişi uyumadan önce sürekli ve uzun süre düşünür. Yaşadığı
şiddeti düşünür ve görür. Sinirlidir. Uyuduğunda ise,
şiddet temelinde rüyalar görür. Bu rüyaları görmemek için
uyumamaya çalışır. Bu durum da vücutta sistemin
etkilenmesine, sinir ve sindirim sisteminin bozulmasına, iştahsızlığa
yol açar. Bedensel olarak zayıflama başlar ve çeşitli
bedensel hastalıklar ortaya çıkar.
-
Yaşamda
şiddeti çağrıştıran şeyleri gördüğünde
kendini kaybeder. Bilinci düşer. Gördüğü şiddetin
kendisine uygulandığını sanır.
-
Ani
sesler, hareketler vb karşısında ürkekliği, tedirginliği
ve kontrolsüz tepkiselliği yaşarlar.
-
Huysuz
ve kavgacı olurlar.
-
Tedirgin
ve diken üstünde yaşarlar.
-
Yüksek
sesten rahatsız olurlar.
-
Sürekli
duyarlıdırlar, hassastırlar.
-
Vücut
her şeye tepki gösterir.
-
Çabuk
depresyona girerler. Yaşama zevkini ve isteğini kaybederler.
-
Kendini
sakinleştirme yöntemi olarak alkol ve uyuşturucu kullanımına
yönelim olur.
-
Güvensizlik
yaşanır.
-
Geleceğe
dair hedeften yoksundurlar. Bu konuda isteksizlik yaşarlar.
-
Vücutta
ağrılar başlar (baş ağrısı, mide ağrısı
vb)
Hollandada
bu konuda tedavi imkan ve ortamları yaygınca bulunmaktadır. Önce
kişi için güvenli bir ortam yaratılması esas alınır.
Devlet bu ortamı yaratmaktadır. Ruhi ve fiziki tedavi yöntemleri
uygulanmaktadır. Yine grup terapileri uygulanmaktadır. Hollandacayı
bilmeyen hastalar için müzik, spor vb yöntemlerle tedavi yapılmaktadır.
Ayrıca tek kişilik terapi de uygulanmaktadır. Yer yer ilaç
tedavisi de uygulanmaktadır. Ama esas yöntem bu olmamakta, kişinin güçlendirilerek
yaşadıklarını çözmesi anlamlandırması
hedeflenmektedir.
Geriye....
|